Bir zamanlar İstanbul..

Bugün gazetede gördüğüm bir haber dikkatimi çekti. Sizinle paylaşmak istedim.

 
Haber, Küçükçekmece Gölü’nün Avcılar kıyısında yapılan kazı çalışmalarında ortaya çıkan Bathonea Antik Kenti kazıları ile ilgiliydi.
 
2007′ de yüzeysel araştırmalarla başlayıp 2009′ da kazı çalışmalarıyla devam etmiş.
 
Kazı ile ilgili bütün bilgileri gazetede yapılan röportajdan öğrenebilirsiniz. Kocaeli Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü’ nden Kazı Başkanı Doç. Dr. Şengül Aydıngün ile yapılan röportaj merak edilenleri aydınlatıyor.
 
 

Kazının başlangıç hikâyesi nedir? 
Küçükçekmece Gölü’nün yukarısında Yarımburgaz Mağarası var. Oradaki yaşam izleri M.Ö. 8000’lere kadar gidiyor. Geçmiş yıllarda İstanbul’un Anadolu yakasında Fikirtepe, Pendik gibi yerlerde günümüzden 8000 yıl öncesine ait Neolitik dönem dediğimiz izler bulunmuştu. Avrupa tarafında ise Yarımburgaz ve Yenikapı kazılarıyla daha da eski Neolitik döneme ait bulgulara rastlandı. Neolitik dönemde insanlar tarım yapmaya başlamışlardı. İstanbul’un tam ortasında M.Ö. 6500’lü yıllara ait izler vardı ancak ondan sonra neler olduğuna dair bilgi yoktu. Yani eski Tunç döneminde insanlar var mıydı ya da M.Ö. 2000’li yıllarda Anadolu çok canlı bir uluslararası ticareti Asurlularla yaşarken İstanbul unutulmuş muydu? Anadolu’nun merkezindeki Hititler, çağdaşları Yunanistan’daki Mikenler İstanbul’a ulaşmışlar mıydı? İstanbul’un bu dönemleri çok karanlık.
Bu denli bilgisiz olunmasının sebebi nedir? 
Göl kıyısındaki arazi çok verimli tarıma uygun. Bunun yanında tatlı su kaynakları ve av imkânı var. Son 10-15 bin yıldır buradaki doğanın çok iyi olduğunu tahmin edebiliyoruz. Yeterince araştırılmadığını anlıyoruz
Hangi yıl başladınız kazıya?
2007’de İstanbul’un batı kısmındaki çoğu ilçenin yüzey araştırma iznini aldık. Kırklareli sınırına kadar gittik. Fakat en şaşırtıcı bulgular Küçükçekmece Gölü’nün çevresinden geldi. O sene çok kurak bir seneydi. Dereler çekilmiş, su seviyeleri düşmüş, halkımız kendi tarlasını sulayabilmek için kuyular açmıştı. Bu sayede çok bilgi sahibi olduk.
Bulgularınız nelerdi? 
Metalden önce kullanılan birtakım taş aletleri bulduk. Bu aletlerin benzerleri Kuzey Mezopotamya’da vardı ve ilk tarımsal faaliyetler gerçekleştirilmişti. Bu çakmak taşı aletlerin varlığı tarımın güneyden kuzeybatıya doğru bir rota izleyerek Avrupa’ya geldiğinin kanıtları olabilir. Devamını kazılarda bulabilirsek daha kesin konuşabiliriz. Ayrıca Firüzköy Yarımadası’nın ucunda, su kenarlarında, 1.5 metre genişliğinde çok büyük duvarlara rastlandı. Uzmanlar bu duvarların M.Ö. 3., 4. yüzyıl yapı tekniğiyle yapıldığını söylüyor.
Çok büyük bir altyapı çalışması… 
Bu kadar büyük bir altyapı bize bir de üstyapının olduğunu düşündürttü. Hatta Firüzköy’ün en ucundaki iki tarafı duvarla kaplı bir uzantının sonradan yapılmış, büyük bir liman olduğunu varsayıyoruz.
Neden? 
O ucun devamında, suyun içinde kesme taşlar ve iki ayrı evreye ait kare plan veren bir yapı bulundu. Halkın bize anlattığı, cuma günleri su yüzünde görünen minare hikâyesi vardı. Minare değilse bile bunun bir deniz feneri olması mümkündü ve biz o feneri bulduk. Antik çağda fenerler büyük limanlarda olan yapılardı.
Küçükçekmece göl değilmiş yani. 
Antik çağlarda derin bir körfez hatta her türlü fırtınaya kapalı güvenli bir koy olduğu biliniyor. Su altı çalışmalarımızla 5 tane çok büyük metal parçasının sinyalini aldık. Bunların büyük ihtimalle Roma dönemine tarihlenebilecek gemi çapaları olduklarını düşünüyoruz.
Başka kalıntılar buldunuz mu? 
Buradaki buluntular M.Ö. 4. yüzyıldan başlıyor. Yenikapı’da çıkan buluntulardan 1000 yıl daha eski gemilere ulaşabiliriz.
Bölgede başka limanlar var mı? 
2009’da küçük bir liman daha bulduk. Limana yakın bir yerde yuvarlak bir taşın kenarını fark ettik. Taşın üzerindeki kenet sisteminin Helenistik çağa ait olduğunu gördük.
Başka yapılar var mı? 
Farklı dönemlere ait pek çok yol kazdık. Bu yollar ortada bir meydanda kesişiyor. Balık pazarı olduğunu düşündüğümüz meydanın tamamı düzgün mermer taşlarla döşenmiş. O dönem için önemli yatırımlar. Meydanın çevresinde çok fazla devasa kesme taşlar var. Henüz onlara dokunamadık.
Şehir planlaması nasıl?
İki kazı alanımız var. Alanlarımızın her iki bölgesinde de yer altında çok düzenli yapılmış su kanalları bulduk. Yerden 15 metre aşağıda bir su toplama havzası bulundu ve su hâlâ akıyor. 2010’un sonunda da 100 metre uzunluğu, 7 metre derinliği olan açık bir sarnıç bulduk. M.S. 4-5. yüzyıllarda yapılmış. Yeraltı sularıyla bu sarnıcı doldurdukları anlaşılıyor. Sarnıç 7 bin metreküp kapasiteli. Bölgede büyük bir nüfusun varlığına işaret ediyor.
Büyük yapı kalıntıları var mı?
Düzgün mimarili bir saray kompleksi ya da dini bir yapı olduğunu düşündüğümüz yapılar var. Emperyal bir şey kazdığımızı sanıyoruz. Kullanılan bütün tuğlaların çoğunun üzerinde Roma’nın büyük imparatoru Büyük Konstantin ve onun iki oğlunun adlarının yazılı olduğu damgalar var. Tarihleme ve sarayın gösterdiği planlamayı da baz alırsak çok büyük bir yapı.
Daha eski kalıntılar da var mı? 
Birinci bölgeyi kazarken sahile yakın fakat sahilden tam 9 metre yukarıda bir deniz tabanının olduğunu tespit ettik. Toprak kısmında denizde oluşan gelgitlerle farklı katmanlar oluşmuş. Orası deniz kabuklarıyla doluydu. Onları topladık, kazıya devam ettik ve akabinde başka bir çağla karşılaştık.
Helenistik çağdan daha da mı eski?
M.Ö. 1700-1500’lere denk gelen, erken Hitit çağına ait seramikler bulduk. Bir tanrı ve tanrıçanın figürleri vardı ve demirden yapılmıştı. Demir o dönemde çok zor elde edilen bir malzemeydi. Dolayısıyla altından beş-altı kat daha değerliydi.
Bu Hititler’in buraya geldiğini gösterir mi?
Onu bilemeyiz. Kendileri mi geldi, tüccarın biri mi getirdi, bilmiyoruz. Ancak arada bir iletişimin olduğu ortada.
11. yüzyıldaki 8’lik deprem de Avcılar’ı vurmuş
İnsan iskeletlerine rastladınız mı? 
Bir duvarın altında birbirine sarılmış 3 kişinin iskeletini bulduk. O kemiklerin arasından da 7 yıl hükümranlık sürmüş bir Bizans imparatorunun adına basılmış bir (sikke) para çıktı. M.S. 1034-1041 tarihleri arasında olduğunu saptadık.
Önemli bir tarih mi? 
İstanbul’da o tarihlerde 8 büyüklüğünde bir deprem yaşandığı biliniyor fakat buna dair resmi bir kanıt yoktu. Bu iskeletler ilk resmi kanıtımız oldu.
Başka iskeletler de buldunuz mu? 
O depremden sonra o bölgeyi mezarlık haline getirmişler. 70’ten fazla bireyin iskeletini bulduk. 3 ölünün aynı mezara gömüldüğü, anne ile bebeğin yan yana olduğu, tek kafataslarına rastladığımız bir mezarlıktı.
İskeletlerle ilgili bir genellemeniz var mı? 
Adli Tıp Uzmanı Dr. Ömer Turan Hoca’mızın bu konuyla ilgili çalışmaları var. Mesela; insanlar çok genç yaşta ölmüşler. Yaş ortalaması 20-35 arasında. 40’ını geçen çok az. Erkeklerin boy ortalaması 1 metre 65 santimetre, kadınların ise 1 metre 50 santimetre ile 1 metre 55 santimetre arasında.
O kadar genç ölmelerinin sebebi nedir? 
Savaş olduğunu düşünmüyoruz. Çünkü mezar düzenlemeleri çok muntazam. Demek ki bu işe vakit ayırmışlar. Kronik ya da salgın hastalıklar ve yetersiz beslenmeden kaynaklanabilir.
‘Bir şifa merkezi ya da kaplıca olabilir’
Kazılarda 440 toprak şişe bulunmuş… 
1 metrekarelik bir alanda, üzerinde yanık izleri olan, içi kum dolu, tahta bir kutuda saklandığı anlaşılan unguanteriumlar (merhem ya da parfüm şişesi), topraktan yapılma şişeler bulduk. Sevkıyata hazır görünüyorlardı.
Şişelerin içinde ne vardı? 
Şişelerdeki katranlanmış maddelerin içerisinde 3 tane önemli kimyasal madde çıktı. Maddelerden birinin ilacın bozulmasını önleyen, diğerlerinin ise ağrı kesici, uyuşturucu ve uyutucu özelliği taşıdığı saptandı.
Üretim merkezi olabilir mi? 
Bir ilaç üretim ya da depolama merkeziyle karşı karşıya olabiliriz. Ecza deposu gibi bir şey olduğu düşünülüyor. Hatta belki de antik kent bir şifa merkezi ya da kaplıcaydı. Hepsi varsayım.
Genç yaşta omurgaları büyük hasar görmüş
“İskeletlerin omurgaları çok hasar görmüş. Genç yaşlarına rağmen kireçlenme ve romatizma gibi rahatsızlıklar görüldü. Dişler ise çok sert cisimlerle karşı karşıya kalmış. İyi pişmemiş ve ayıklanmamış, içinde taşlar olan besinlerle beslenmişler. İskeletlerden bazı hastalıkları tespit etmek de mümkün. Mesela kafatası 7 cm kadar kalınlaşmış bir iskelet bulduk. Bir kadının kaç kere doğum yaptığını da tespit edebiliyoruz. Bir de 30 yaşın üzerindeki bir erkeğin kafatasındaki bir kesi izi dikkatimizi çekti. Günümüzdeki beyin ameliyatlarındaki gibi çok nizamlı kesiyle açılmış. O dönemde bu şekilde operasyon yapmaları, tıbbi müdahalelerde bir çeşit anestezinin kullanıldığını düşündürüyor. Kemiklerde yapılacak biyolojik çalışmalarla hangi maddenin kullanıldığını öğrenebileceğiz. Kafatasındaki operasyon yapılan bölgede iyileşme izleri çok belirgin.”
Turizm cenneti olacak
“Bu kazı alanı çok cüzi bir düzenlemeyle ilgi çekebilecek bir alan. İstanbul’a gelecek turistler burayı gezmek istedikleri takdirde şehirde 1 gün daha fazladan kalacak. Bu bölgenin, içinde arkeoloji müzesi de olan bir kent parkı olması gibi projelerimiz var. Böyle bir çekim merkezi olursa iç turizmi de artırmış oluruz. Yeşilkent’i butik otellerin, birkaç tane 5 yıldızlı otelin, alışveriş ve eğlence merkezlerinin olduğu bir yer gibi düşünün… Bu bizim yarattığımız katma değerin çekimiyle 3-4 sene içinde gerçekleştirilebilecek bir proje. Ancak bunun için Kadir Topbaş’tan destek bekliyoruz.”
-İki tarafı duvarla kaplı bu uzantının sonradan yapılmış, büyük bir liman olduğu düşünülüyor. Suyun içinde kesme taşlar da bulundu.
Yerden 15 metre aşağıda bir su toplama havzasına giden dar kanallarda kazı ekibi keşif yapıyor.
Büyük bir yapıya ait olduğu düşünülen kalıntılardan çıkan her tuğlanın üzerinde Büyük Konstantin ve onun iki oğlunun adlarının yazılı olduğu damgalar var.
 
 
 
 
Kaynakça:
http://www.haberturk.com/yasam/haber/1020021-iste-bin-yil-onceki-istanbullunun-ortalama-boyu-ve-yasi